top of page

FSHD'de fiziksel egzersiz ve beslenme takviyeleri ne derece fayda sağlıyor?

  • Writer: Aslı Erkan
    Aslı Erkan
  • 2 days ago
  • 7 min read

Güncelleme tarihi: 26.07.2026

Derleyen: Dr. Havvanur Albayrak, Prof. Dr. Piraye Oflazer, Aslı Erkan


Fasiyoskapulohumeral musküler distrofi (FSHD), zaman içinde kas güçsüzlüğünün ilerlemesine bağlı olarak fiziksel performansın azalmasına, günlük yaşam aktivitelerinin kısıtlanmasına ve farklı derecelerde fonksiyon kaybına yol açabilen kalıtsal bir kas hastalığıdır.

FSHD’de fiziksel egzersiz, uzun yıllar boyunca tartışmalı bir konu olmuştur. Bu tartışmalarda birincil kaygı, zaten zayıflamış kasların egzersizle fazla yüklenmesi sonucu geri dönüşü olmayan kuvvet kaybı gelişebileceği yönündeki endişeydi. Sonuç olarak, günlük yaşamın rutin aktivitelerinin bile hastalar üzerinde ciddi bir kas iş yükü bindirebileceği düşünülerek ek fiziksel egzersizin hastalara fazla geleceği veya olası zararlar verebileceği öne sürülüyordu. Ayrıca yüksek yoğunluklu egzersizin inflamasyon belirteçlerini geçici olarak artırabildiğini gösteren çalışmalar da bu çekinceleri güçlendirmiştir. Ancak son yıllarda yayımlanan çalışmalar, uygun şekilde planlanan egzersiz programlarının bu korkuların büyük ölçüde abartılmış olabileceğini düşündürmektedir.

Günümüzde hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmadığından, FSHD’de mevcut yönetim stratejileri fonksiyonel kapasitenin korunmasına ve ikincil komplikasyonların önlenmesine yönelik fiziksel egzersizleri ve beslenme rejimlerini içeriyor. Fiziksel egzersiz artık FSHD’de, belki de diğer kas distrofilerinden farklı olarak, gün geçtikçe daha çok tanınan, değer verilen ve güvenilen bir ilaç-dışı bir müdahale olarak kabul ediliyor.

Bu sorulara yanıt arayan kapsamlı bir derleme “Fasiyoskapulohumeral müsküler distrofide fiziksel egzersiz: egzersiz tekniklerinin son durumu ve yaygın algıların ötesinde gelecekte ele alınması gereken problemler”, 13 Mayıs 2026 tarihinde European Journal of Applied Physiology dergisinde yayımlandı. Derleme; Aerobik egzersiz (AET) ve Anaerobik (ANET) egzersiz, Yüksek Yoğunluklu Aralıklı Antrenman (HIIT) ve beslenme takviyesi konseptlerine mercek tutuyor. Bu müdahalelerin ayrı ayrı ve bileşim halinde kullanıldığı randomize kontrollü araştırmalar ve vaka çalışmalarını tek bir yazıda birleştirip değerlendiriyor. Biz de size FSHD’de hangilerinin nasıl test edildiğini ve hangilerinin olumlu hangilerinin olumsuz sonuç verdiğini özetleyeceğiz.


Egzersiz rejimleri nelerdir?


Aerobik (oksijenli) hafif yoğunluklu egzersiz: Vücudunuzun büyük kas gruplarını kullanan, uzun süre sürdürülebilen ritmik ve tekrarlayan bir fiziksel aktivitedir. Aerobik egzersiz örnekleri arasında yürüyüş, bisiklet sürme ve yüzme yer alır. Bu egzersizler sırasında kaslar enerji üretirken oksijeni kullanır. Düzenli yapıldığında dayanıklılığı artırır, kalp ve akciğerlerin daha verimli çalışmasına yardımcı olur ve günlük aktiviteleri daha az yorularak yapabilmenizi sağlar.


Anaerobik/ Yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT): HIIT, kısa süreli hızlı egzersizlerle kısa dinlenme dönemlerinin art arda uygulandığı bir egzersiz yöntemidir. Örneğin birkaç saniye hızlı pedal çevirdikten sonra kısa bir süre yavaşlayıp tekrar hızlanmak bu yönteme örnek olabilir. Sağlıklı kişilerde oldukça yoğun bir egzersiz olarak bilinse de, FSHD hastalarında uygulanan HIIT programları kişinin kapasitesine göre ayarlanmış, kontrollü ve güvenli programlardır. Bu nedenle günlük hayatta "çok ağır spor yapmak" ile aynı şey değildir.


Araştırmalarda gelişimi takip etmek için hangi ölçüm ve parametrelerler kullanıldı?


Bu çalışmalarda gönüllünün FSHD’de olumlu gelişme kaydedip kaydetmediğini anlamak için aşağıdaki parametre ve ölçümler kullanıldı.


Dayanıklılık ve kondisyon: Maksimum oksijen tüketimi, maksimum iş yükü ve maksimum aerobik kuvvet gibi vücudun oksijeni ne kadar verimli kullanabildiğini gösteren testler yapıldı.


Kas gücü ve günlük yaşam aktiviteleri: Yürüme testleri, sandalyeden kalkma testleri ve merdiven çıkma gibi günlük yaşamı yansıtan değerlendirmeler kullanıldı.


Kas yapısı: MR görüntülemeleri ile kas kesit alanı/hacmi, yağ infiltrasyonu, yağsız vücut kütlesi, vücut yağ kütlesi gibi parametrelerle ölçüldü.


Kas hasarı: Kanda ölçülen serum kreatin kinaz seviyeleri ile ölçüldü. Bu değer yüksek olduğunda kas dokularında hasar ya da yıkım olduğuna işaret eder.


Yaşam kalitesi testleri: Hastaların günlük yaşamlarını ve kendilerini nasıl hissettiklerini değerlendiren anketler uygulandı.


Bu çalışmaların tasarımı nasıldı?


Çalışmaların büyük bölümünde seanslar halinde hafif-orta-yüksek şiddetli direnç ve hızların uygulandığı bisiklet ergometresi kullanıldı. Egzersizin süresi ve şiddeti her hasta için ayrı ayrı belirlendi. Seans yoğunluğu/şiddeti gönüllünün kalp atış hızı rezervine göre ayarlandı. (Örneğin, gönüllünün ölçümleri maksimum kalp atışı kapasitesinin %30’unu gösterecek şekilde bir yoğunluk hafif şiddet anlamına gelir). Amaç, herkese aynı programı uygulamak değil, kişinin kapasitesine uygun güvenli bir egzersiz düzeyi sağlamaktı.

Bisiklet ergometresi



Aerobik egzersiz işe yarıyor mu?


Bu konuda bugüne kadar iki randomize kontrollü çalışma ve bir kontrollü çalışma yayımlandı. Sonuçlar genel olarak umut vericiydi.


Bu çalışmaların ilkinde AET egzersizi haftada 3 kez 30’ar dakikalık seanslar halinde uygulandı. Egzersiz şiddeti kalp atış hızı rezervinin %50’sinden başlatıldı ve dereceli olarak artırılarak %65’e çıkarıldı. Bu çalışmanın sonunda AET egzersizi grubunda, Standart Bakım grubuna (egzersiz yapmayan grup) kıyasla ağrı skoru azalırken, kas kuvvetinde ve günlük yaşam aktivitelerinde iyileşme gözlendi.


İkinci randomize çalışmanın seans sıklığı ve şiddeti diğeriyle aynı idi, ancak araştırmacılar kas yapısına odaklandı. Çalışma sonucunda, AET egzersizinin uyluk kaslarındaki yağ infiltrasyonu gelişim hızını azalttığı ortaya koyuldu. Başka bir ifadeyle, egzersiz kasların korunmasına katkı sağlayabilecek bir etki gösterdi.


Randomize olmayan üçüncü çalışmada ise bisiklet ergometresi kullanılarak benzer bir AET egzersiz rejimi uygulandı. Sonuç olarak hastaların kondisyon parametlerinde belirgin iyileşme görüldü. Ancak kas hacminde anlamlı bir artış görülmedi. Ayrıca kreatin kinaz (CK) değerlerinin yükselmemesi, egzersizin kas hasarına yol açmadığını destekledi.


Peki anaerobik egzersiz (yüksek yoğunluklu egzersiz (HIIT)) işe yarıyor mu?


Bu konuda bugüne kadar yalnızca bir çalışma yapılmıştır ve bu çalışmaya 12 FSHD hastası katılmıştır. Bu nedenle sonuçları dikkatli yorumlamak gerekir.


HIIT programı haftada 3 kez yapılan ve her biri 21 dakika süren seanslardan oluşuyordu. Seanslarda, düşük-orta-maksimum yoğunluktaki pedal çevirme egzersizleri kısa süreli olarak, art arda ve tekrarlı şekilde uygulandı. Her seans iki adet 5 dakikalık egzersiz bloğundan oluşuyordu ve bu iki egzersiz bloğu arasında çok düşük yoğunlukla pedal çevirme eşliğinde 3 dakikalık dinlenme süresi veriliyordu. Gönüllü 1 dakikanın ilk 30 saniyesinde düşük, sonraki 20 saniyesinde orta ila yüksek ve son 10 saniyesinde maksimum eforla pedal çevirerek 5 dakikalık bloğu tamamlıyordu. Bu çalışmada, seans yoğunluğu hastaların maksimum kalp atış hızının %80’ine tekabül edecek şekilde ayarlandı.

8 haftanın sonunda yüksek yoğunluklu egzersiz rejimi alan FSHD hastalarında dayanıklılık parametrelerinde anlamlı gelişmeler elde edildi. Hastaların daha yüksek egzersiz yüklerine ulaşabildiği görüldü. Ancak kas kuvveti ve günlük yaşam aktivitlerinde belirgin değişiklik gözlemlenmedi.

En önemlisi, serum kreatin kinaz seviyelerinin çalışma başlangıcına göre stabil olduğu ve hiçbir kas hasarı gözlemlenmediği kaydedildi.

Bu sonuçlar, kontrollü koşullarda uygulanan HIIT'in FSHD hastalarında kas hasarına neden olmadığını düşündürmektedir. Ancak bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

 

Aerobik ve anaerobik egzersiz birlikte uygulandığında işe yarıyor mu?


Bugüne kadar aerobik egzersiz ile kuvvet egzersizini birlikte değerlendiren 2 randomize kontrollü çalışma ve 1 kontrollü çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları, derlemede incelenen tüm egzersiz yaklaşımları arasında en dikkat çekici bulguları ortaya koymuştur.  


16 gönüllüyü içeren birinci çalışmada, 24 haftalık bir süre boyunca bisiklet ergometresiyle haftada 3 gün 35’er dakikalık seanslar uygulandı. Haftalık 3 seanstan 2’si 5 dakikalık ısınma, ardından 20 dakikalık orta yoğunluklu aerobik egzersiz (maksimum aerobik kuvvetin %60’ı düzeyinde) ve bunu takiben 5’er set maksimum güçlü 10 pedal çevirme içeren kuvvet odaklı egzersiz içeriyordu. Haftanın 3. seansında ise; önce maksimum aerobik kuvvetin %40’ına tekabül eden bir ısınma seti; ardından aralarında 5’er dakikalık hafif hızlı pedal çevirmeli dinlenme süreleri bulunan 5 adet 1’er dakikalık yüksek yoğunluklu (%80 aerobik kuvvet) egzersiz; ve son olarak yine %40 aerobik kuvvetle bir soğuma evresi yer alıyordu.

Kombinasyon egzersiz programı tüm hedeflerde gelişme ortaya koydu. Dayanıklılık arttı, vücudun oksijen kullanma kapasitesi gelişti. Yürüme performansı ve kas kuvvetinde iyileşme görüldü. Kasların kesit alanında büyüme saptandı ve ağrı skorunda önemli bir düşüş kaydedildi.


İkinci çalışmada ise ilk çalışmadaki egzersiz rejimi uygulanarak müsküler dejenerasyon etkileri ve kasın rejenerasyon (kendi kendini onarma, yenileme) kapasitesi ölçüldü. Sonuçlara göre çalışma başlangıcına kıyaslandığında iskelet kaslarının nispeten korunduğu ve minör dejenerasyon belirtileri olduğu görüldü. Kas biyopsileri sonucunda egzersiz müdahalesinin kas patolojisini alevlendirmediği ortaya koyuldu. Benzer şekilde, kaslardaki immün hücre infiltrasyonu da sabit kaldığından egzersizin inflamatuar tepkiye neden olmadığı kanıtlanmış oldu. Bunun yanı sıra, egzersiz programının kas lifi kesit alanında/hacminde anlamlı bir büyümeye ve böylece hipertrofiye (kas büyümesine) neden olduğu ortaya koyuldu. Uydu hücre havuzunda gözlemlenen genişleme ise rejenertif potansiyelde (dokuların kendini onarma, yenileme yeteneği) artış olduğunu ortaya koydu.


10 kişiyle gerçekleştirilen 3. ve randomize olmayan çalışmada ise bisiklet ergometresiyle aerobik ve yüksek yoğunluklu egzersiz rejiminin benzer bir kombinasyonu kullanıldı. Çalışma sonucunda katılımcıların dayanıklılık parametrelerinde iyileşme, yürüme testlerinde daha iyi performans gösterdikleri gözlendi. Hasta tarafından bildirilen raporlarda ağrıda azalma, uyku kalitesinde artış kaydedildi.


2019’da kombinasyon egzersiz rejimi konusunda gerçekleştirilen bir vaka incelemesinin sonuçları ise üst ve alt ekstermitelerde kas kuvvetinin arttığını  ve eklem hareket açıklıklarının iyileştiğini göstermiştir. Aynı zamanda  yürüme kapasitesi ve günlük yaşam aktivitlerinde iyileşme ve ağrıda azalma olduğu belirtilmiştir.


**Mevcut çalışmalar, aerobik egzersiz ile kuvvet egzersizinin birlikte uygulanmasının FSHD'de bugüne kadar araştırılan yöntemler arasında en fazla yarar sağlayan yaklaşımlardan biri olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte bu sonuçların daha büyük hasta gruplarında doğrulanmasına ihtiyaç vardır.


Beslenme takviyeleri işe yarıyor mu?


Bu sorunun cevabı henüz net değildir. Bugüne kadar yapılan çalışmaların sayısı azdır ve elde edilen sonuçlar birbirinden farklıdır.


Aerobik egzersizle besin takviyesini birleştiren çalışmalarda bisiklet ergometresiyle yapılan aerobik egzersize protein+karbonhidrat takviyesi eklendi. Bu çalışmaların sonucunda egzersiz+plasebo grubuna kıyasla egzersiz+takviye grubunda kayda değer bir fark olmadığı görüldü. Bu da egzersize eklenen takviyenin çok büyük bir fark yaratmadığı anlamına geliyordu. Bu çalışmada kreatin kinaz değerleri sabit kaldı, yani egzersiz herhangi bir kas hasarına neden olmadı.


Buna karşılık, yalnızca tek bir hastanın incelendiği vaka çalışmalarında daha farklı sonuçlar bildirildi. Kombinasyon egzersizin besin takviyesiyle birleştirildiği bir vaka çalışmasında, kol bisikleti ile AET egzersizi ve direnç bantlarıyla yüksek yoğunluklu kuvvet egzersizine, amino asit+kreatin monohidrat bileşiminden oluşan bir takviye eklendi. Çalışma sonunda kas kuvvetinde karışık yanıtlar elde edildi; bazı kas gruplarında kuvvetlenme gözlenirken, bazı kas gruplarında gerileme kaydedildi. Bazı kan ve idrar değerlerinde iyileşme gözlenirken, vücut kütlesinde ve vücut yağ kütlesinde azalma, yağsız vücut kütlesinde ise artış görüldü.


İkinci vaka çalışmasında hastaya bisiklet egzersizleri ve tam vücut kuvvetlendirme egzersizleri ile 52 haftalık bir kombinasyon antrenmanı uygulandı. Buna ek olarak karbonhidrat+yağ+protein’den oluşan bir besin takviyesi verildi. Kas protein sentezini desteklemek üzere amino asit takviyesinin yanı sıra  günlük öğünlere Lösin içeren besinler dahil edildi. Çalışma sonucunda metabolik değerlerde, vücut kompozisyonunda, hasta tarafından bildirilen yaşam kalitesi parametrelerinde iyileşme gözlendi. Vücut ağırlığında artış oldu; bu artış vücut kompozisyonunda gözle görülür bir iyileşme ortaya koydu (yağsız vücut kütlesi ve vücut hücre kütlesinde artış, vücut yağ kütlesinde azalma). Kan glikozu ve insülin seviyeleri azalırken, dinlenme metabolizma hızı arttı, bireysel güç kontrol listesi skorunda ve yorgunluk ölçeği skorunda iyileşme kaydedildi.

 

Sonuç

Bu derlemede yaşları 20 ile 79 arasında değişen toplam 141 FSHD hastasını kapsayan 11 çalışma incelenmiştir. Örneklem sayısının çok az olması nedeniyle elde edilen istatistiğin sağlamlığı ve genelleştirilebilirliği sınırlı kalsa da, özellikle aerobik ve kombinasyon egzersiz müdahalelerinin ekseriyetle olumlu sonuçlar verdiği görüldü.


Çalışmalar, egzersizin FSHD popülasyonu için güvenli ve faydalı bir müdahale olduğunu ileri sürülüyor.


Sadece 12 hastada gerçekleştirilen salt anaerobik (yüksek yoğunluklu) egzersiz çalışmaları, tüm araştırmalar arasındaki en sınırlı istatistiği içeriyor. FSHD’de yapılan bu kuvvet egzersizlerinin, herhangi bir kas hasarına neden olmasa da tek başına fazla bir tesir üretmediği ileri sürülüyor.


Toplamda 29 hastanın katıldığı aerobik+anaerobik kombinasyon egzersiz çalışmaları, özellikle yürümeyle ilgili parametrelerin iyileştirilmesinde tüm çalışmalar içinde en etkili olan egzersiz modalitesi olarak görülüyor.


Egzersiz modaliteleriyle birleştirilen beslenme takviyeleri konusunda da sınırlı bir istatistik olmasına rağmen bu bilgiler kombinasyon egzersizle birleştirilen beslenme takviyesinin vücut kompozisyonunda olumlu gelişmeler ortaya koyduğunu düşündürüyor. Tek başına aerobik ve anaerobik egzersiz ile kullanıldığında sonuç vermezken, kombinasyon egzersiz gruplarında özellikle lösin içeren beslenme düzeniyle kas büyümesine ve gelişimine katkıda bulunduğu göze çarpıyor.


Bugüne kadar yayımlanan çalışmaların ortak mesajı nettir: FSHD'de uygun şekilde planlanan egzersizden kaçınmak yerine, doğru egzersizi doğru yoğunlukta yapmak önemlidir. Özellikle aerobik egzersiz ve kuvvet egzersizinin birlikte uygulandığı programlar; dayanıklılığı, yürüme performansını ve günlük yaşam aktivitelerini iyileştirebilir. Ancak her FSHD hastası farklıdır. Bu nedenle egzersiz programı mutlaka hekiminiz ve fizyoterapistiniz tarafından size özel planlanmalıdır.


Sağlıklı günlerde buluşmak dileğiyle…

 

Kaynakça: “Physical exercise in facioscapulohumeral muscular dystrophy: state of the art and future challenges beyond common misconceptions” , 13 Mayıs 2026, European Journal of Applied Physiology, Yazarlar: Oscar Crisafulli · Matteo Fortunati · Fabrizio Brindisi · Andi Nuredini · Stefano Palermi ·Rossella Tupler · Nicoline Voet · Anna Odone · Giuseppe D’Antona.

 

 

Comments


FSHD Türkiye

fasiyoskapulohumeral musküler distrofi
bottom of page